DİJİTAL DETOKS / DİJİTAL DENGE

Daha az “Doom Scrolling”, daha az teknoloji ve daha fazla gerçek hayat

LIFESTYLE

Can Ekinci

6/28/20263 min read

Uzun zamandır sosyal medyanın beni hem yaratıcılık anlamında hem de dikkat süresi

anlamında olumsuz etkilediğini gözlemliyorum. Eminim pek çoğunuz da benimle aynı

durumdasınızdır yani internetten kısa bir bilgiye bakacakken bir anda kendinizi reels ve

tiktok kaydırırken buluyorsunuzdur. Doomscrolling yapmak istemeyen arkadaşlarımın da

Twitter ve Youtube’un dikey kaydırmalı içeriklerine düştüğünü görüyorum ve sanırım buna

radikal bir önlem alınmadığı sürece önüne geçilebilecek bir şey değil.

Ben tüm bildirimleri kapatarak büyük ölçüde bunun önüne geçtim ve Bundle indirerek

gündemi yakalama ihtiyacımı çözdüm ya da çözdüğümü sandım. Ekran sürem ciddi manada düşse de hala fazla vaktimi alıyordu. Bunun ciddiyetinin size şöyle anlatayım; zaten tüm gün bilgisayardan çalışıyorum; yazı yazıyorum, retouch yapıyorum, kurgu yapıyorum bir de bunları yaparken mütemadiyen ikinci monitörümde Youtube, Netflix vb. açık ya da bir

videocast/podcast bitiriyorum. Ve beynim o kadar fazla sekmeye ayrılıyor ki, refleks olarak

yaptığım işler dışında, bunun beni aşırı yavaşlatıp böldüğünü fark ettim.

Tüm bunların yanında aynı zamanda tükettiğimiz içerikler de aşırı nikeliksizleşti. Artık

diziler, filmler, Youtube videoları, hatta müzikler bile tamamen sosyal medya

algoritamalarına göre dizayn ediliyor ve sosyal medyada viral olacak, kesitleri reels olarak

paylaşılacak şekilde oluşturuluyor. Sosyal medyadaki tüm bu cümbüşten kendinizi kurtarıp

günün sonunda akşam kanepenize uzanıp bir filme veya diziye başlamak istediğinizde

bahsettiğim şeyler çok daha sert bir şekilde yüzünüze çarpıyor.

ARTIK NİTELİKLİ DİZİ VE FİLM NEREDEYSE HİÇ ÜRETİLMİYOR.

Dipteki dikkat süremizin farkında olan platformlar tarafından, bir yandan telefonla

kaydırırken diğer yandan hızlıca çok düşünülmeden tüketilmesi için üretilen

diziler/filmlerden başka bir çareniz kalmıyor. Belki de seçenek çokluğundan ya da platform

algoritmalarının bize önerdikleri dışında bir şey bulmanın aşırı zor olmasından kaynaklı

çöplüğün içinde geziyormuşum gibi hissediyorum.

Tamam iyi hoş ama alternatifin ne diyecek olursanız burada benim tavsiyem kesinlikle daha

yavaş bir hayata geçmek. Daha az “Doom Scrolling”, daha az teknoloji ve daha fazla gerçek

hayat. Eğer mümkünse telefonları bir süreliğine de olsa rafa kaldırmak, şarkılarınızı liseden

kalma mp3 çalarlardan dinlemek, nitelikli içerikler tüketmeye dikkat etmek.Evet biliyorum bu kulağa ilk başta çok korkutucu geliyor fakat şirketler bizden en değerli şey

olan zamanımızı çalıyor. Sosyal medya platformlarında gününüzden 3 saat, 5 saat belki 8 saat alarak başkalarının hayatlarından “anları” görmek kendinizi kötü hissetmenize sebep oluyor

ve sizi karamsarlığa, “yarışta” geride kalmışlık” hissine, yalnızlığa hapsediyor. Bunlar,

telefonu hayatınızdan çıkartmaktan daha korkunç.

Bazen sahilde yürüyüş yaparken kulaklığımı ve güneş gözlüğümü çıkartıp anı olduğu gibi

deneyimlemeye çalışıyorum. Oturup koşuşturan insanları, yeni yeni yürümeye başlamasına

rağmen kedileri kovalayan çocukları ve onları yakalamaya çalışan anneannelerini, dedelerini

izliyorum. Gözlerimi kamaştıran güneşin tenimi yakışını hissediyorum. Arkadaşlarımla,

ailemle sahilde çimlerde oturduğum zamanları hatırlıyorum, babamla arabayla bi yerlere

giderken yaptığımız sohbetleri hatırlıyorum. Yaşamayı hissetmeyi hatırlıyorum.

Bence ihtiyacımız olan şey tam olarak bu.

Eğer hayatınızı birilerinin postunuza bıraktığı etkileşimlerle kazanmıyorsanız “an”a odaklanmaya çalışın.


hello@bramblemag.com